15 Mart 2012 Perşembe

haberleerrrr

mayıs 2010'da tezin literally götümüze kaçmasıyla, blog'muş, aşkmış unutup kendimizi makalelere, istatistiklere, okumalara verdik.
(bi an için, sadece kısa bi an için ben de inanmıştım ama geçti :))

şaka bi yana, bitirmeydi, diplomaydı, dönmeydi derken ihmalkar olmuş olabiliriz (ki o da normal halimizde be okur!) zaten köfte sultan sevdiceğiynen, muç muç aşkıylan mutlu mesut bazen de ayrılık depresifliği içerisinde olmasından kelli bir blog varlığını dahi unutmuş idi zannımca. (patatesten köfteye doğru koccca bir kaya yuvarlanarak gider :))
aradaki nerdeyse iki yılda neler olduğunu yazsaaam, vallaha da film olur!

ama netice itibariynen, döndük yurda, yuvarlanıp gidiyor, bir yandan da yeni ülkelere açılma yolları arıyoruz.

plan kalınan yerden devam etmek.
küfte'm, sözüm sana, hadi silkinip kendimize gelek! :)

15 Mayıs 2010 Cumartesi

tez ve libido ilişkisi


Tez yazmak libidoyu tavan yapıyormuş!!
Evet Evet doğru okuyosun, tez yazmanın libidoyu alıp tatile çıktığını söyleyenlere inat iddia ediyoru-z ki tez yazmak libidoyu arttırıyor!
şöyle ki,
tezin deadline'ının kapıya dayandığı şu günlerde, sevgili köfteyle yaptığımız 10 konuşmanın, 3'ü tezle ilgiliyse, 5'i seks ve sevgililer, 1'i aileler, 1'i de onun bunun, arkadaşın dedikodusu!!! walla mantıklı bi açıklama getiremedik! sonuçta biz bu hatunla 2 ayı beraber (aynı yatakta!!!) yatarak olmak üzere 3 ay beraber yaşadık, son 6 aydır da nerdeyse sadece yatmadan yatmaya ayrılıyoz şu son 1 ayda konuştuğumuz kadar "teorik" seks bilgisini toplamda konuşmamışızdır!
Başta diyodum ki, yok be hacı bizim içimizde var,bi de bu köfte sevgili yaptı ya ondandır falan ama sonra dün bu köftenin sınıf arkadaşlarıyla otururken, kızın biri başladı;
-Allahımmm bana bi sevgili ver, ama her gün sevişebileceğim kadar yakınımda olan bi sevgili ver, yani tabi haftada 5 de olur..hatta hatta 4 de olur..
karşısındaki, tez yazarken gidip evlenmiş şimdi savunmaya gelmiş olanı cevapladı, biz de işte günde 4kere!!!(varan 1: günde 4 kere)..kızların biri diğerine hava atar, diğeri de kıskanç bakışlarla onu süzerken, sevgili köfte'm ve ben de (onun deyimiyle) monçiçi gibi açılmış gözlerimizle ikisine bakmaktaydık. ama profesyonel ketumluğumuzdan hiç bişey kaybetmedik o ayrı.
Sonracığıma bu sevgili dilenen arkadaş, A., bize eski sevgilisini anlatmaya başladı. (Buarada köfteyle ikimizin bilgisayarlar önümüzde açık güya teze bakıyoruz, sevgili A ve K de çay molasnda) Efendim, nası 13 yıl çıkmışlar, bunun 10 yılında nası aktif cinsel hayatları varmış, (kız 30unda buarada) ama cocuk bi garipmiş 10 yıl boyunca sadece ve sadece 1 gün birden fazla fik fik yapmışlar! (varan 2: günde 1den fazla yapamayan birinden koşarak uzaklaş) bi de cocuk sadece gündüz yapabiliyormus, geceleri kus ötmüyomus! artı sonrada kellik ilacı kullanmaya başlamıs, ondan sonra cinsel hayatları tamamen ölmüşmüş cünkü, kellik ilacı da kusu öldürüyormus! (varan 3:sevgilin kel olsun ama ilaç kullanmasın!!) haspam o cocuktan ayrıldıktan sonra anlamıs ki, hayatta daha "büyük" zevkler de varmış..kıyaslama yapınca görmüş..biz de köfte kişisiyle daha bi kaç gün önce "lan sevgililerininkini nası kıyaslarsın, kıyaslayabilirmisin" tartısması yaptığımızdan, aynı muhabbetin başka milletten kızlar tarafından da yapıldığını görmek bendeniz patates kişisini şaşırtmadı değil.
hatta bu arada herseyden öte bi de, kızların erkeklerden daha fena bi seks muhabbeti potansiyeli olduğunu farkettim. üstelik kızlarda öyle aman ben bunu seviyorum, yatak muhabbetlerimizi anlatmayayım durumu da yaygın değil. bunu da, bir diğer kızımızın, az önce bahsi geçen muhabbete dahil olmadığı halde aynı günlerde, biz "masum(?!)" "bizde sevgilimle, bi gün sinemada yaptık, bi gün de 17 saat yataktan çıkmadık paso fik fik, paso fik fik, benim ki şöyle harika böyle mükemmel muhabbeti yapmasıyla anladım ve de pekiştirdim.
dip not: erkekler arasında performanslarının hava atma yolu olduğunu bilirdim de kızlar arasında da seviglilerinin performanslarının hava atma yolu olduğunu yeni öğrendim!! ( varan 4: yeri geldiğinde 17 saat yataktan çıkmadan, zevkten zevke koşulabiliyomuş!!)

neyse işte demem o ki, tez yazma döneminde 4 ayrı milletten 5 kızın epi topu 2 günde yaptığı muhabbete dayanarak söylüyorum ki, tez yazmak libidoyu arttırıyor! itirazı olan varsa bence bi deneyip görsün..
saygılar efenim!

30 Nisan 2010 Cuma

Yurt dışında yaşarken karşılaşılabilecek çeşitli yabancı insan yorumları ve bunlara verilebilecek alternatif cevaplar

-->
Türk kızları bıyıklı!

-Hadi ya! Isveç erkekleri de köse ya da sarı bıyık, biz buna bişi diyomuyuz?
Artı geçen gün bi Isveçli kız gördüm, 1 yıl bıyıklarımı almasam öyle siyah, uzun bıyıklarım olmaz!!

-->
Ülkenizde "çok" çöl var mı?

-He yaa, biz transportation aracı olarak da deve kullanıyoz zaten.

-->
Sizin sultan hala sarayda mı yaşıyor?

- Evet şekerim, ben de cariyelerinden biriyim aslında, kendisi bi tane de eğitimli cariyem olsun dedi, öyle geldim ben buraya!

Arkadaş ortamı, sevgili muhabbeti dönüyor.
Türk kızı: Sevgilim var, benden 5 yaş büyük, 30 yaşında.
İngiliz erkeği: Evli mi?
T.K. : (boş boş bakarak) Sevgilim dedim, Simon, ne evlisi??
İ.E. : Ne biliim işte, Türk kültürü, belki metressindir!!!
T.K. : ...... (şokta!)

-->
Senin Türkiye'de burkan var mı?

- Var yavrum, burda giydiğim minilere aldanma, TR'de burkam da var, 3 tane kumam da!

-->
Türkiye Orta Doğu'da, Gürcistan Avrupa'da

(Buna yapcak bi yorumum yoktu vallahi, seni cahilliğinle başbaşa bırakıyorum güzelim diyebildim anca!!)

30 Mart 2010 Salı

kepenk adası

Sevgili köftenin filme gidip filmi izlememesinden sonra şu filme ben de bir gideyim neymiş ne değilmiş, leocum noolmuş, scorcese amca bu sefer nası bi film yapmış bi göreyim dedim.
Benim burdaki Gürcü arkadaşla gidelim diye anlaştık. Gittik yerleştik yerimize, anam o koltuklar nası alçak nası alçak, kafa arkalığı yok falan, nerdeyse önünde oturanın ayaklarını görüyosun, bu köfte, emmoğlu sevgilisiyle nası liseli aşık fantezisi yapmış orda dedim. neyse.
fragmanlarda da the lovely bones'u merak ettim bi de ona gitcem.
kepenk adasına gelirsek, leocum her zamanki gibi müthiş, yannız biraz kilo almış, yaşlanmış mı ne, üstsüz bi sahnede bildiğin benden büyük memeleri vardı! Hele o kravat hele o kravat, tanrımm, ne fecahat bişiydi. hatır için çiğ tavuk yerim gene de o kravatı takmam..ıyyk..Ama diyorum ya işte ne kadar uğraşırsan uğraş adam leonarda di caprio, kusarken bile yakışıklı yani bi yerde..şarap gibi adam mübarek, yıllar geçtükçe daha bi hoş oliiiyyy...
Filme dönelim,
Kurgu süper olmuş, sonunda ters köşe yapıyor mu, aslında yapıyor..Şu Türk yapımı Gen filmi gibi mi olcak demiştim, malum izole akıl hastanesi, yolların kapanması, gizemli olaylar, davranışlar vsvsvs. aynı. Hatta lan ilk defa holivud bizden çalmış galiba dediydim ama diilmiş..neyse ki diilmiş öyle olsa hayal kırıklığı olur idi.
whatever, netice olarak ben beğendim. Son sahnede adamın bi lafı var, 'It's better to die as a good man than live as a monster' gibisinden bişi o da ayrıca hoşuma gitti. bu laf üzerine bizim gürcü arkadaş bi yorum getirdi ki cuk oturdu, ben o sonuca ulasamamıstım ama o söyleyince dogru lan bu kız benden zeki galiba dedim! :) ama yazmıım şimdi spoilerın dik alası olur o yüzden salla.
haa mantık boşlukları yok mu, var tabi..ama who hasn't yani bi yerde. mesela o yaralı yüzlü amca ne ayaktı, nooldu ona..falan falan..(spoiler yok spoiler yookk..)
Netekim, shutter island namı diğer kepenk adası da böyle bi film işte..artı film benim gibi ödlek bi patates için bile öyle korkunç morkunç değil, en korkunç sahnesi işte şu alttaki foto.

Bence gidin bi izleyin. Öpüşmeden! ;)

25 Mart 2010 Perşembe

Bir İsveçli yar sevdim


Buraya geldiğimizden beri “İsveçli sevdicek istiyaam” diye çok sevgili Patates kişisinin beynini sikim sikim sikmedim mi, siktim. En sonunda yakarışlarımı Allah baba olmasa da pezevenk ruhlu brezilyalı arkadaşım duydu, çevresinden eli yüzü düzgün bi İsveçliyle beni başgöz etme çalışmalarına başladı. Oğlan tipik İsveçli işte sevgili okuyucu, dar pantolon-check, mavi göz-check, uzun boy-check…Bundan iyisi Şam’da kayısı dedim, türlü cilve yaptım çocuğa tanıştığımız ilk gün, o da sağolsun bünyesindeki alkolün gazıyla bitakım sarmaş dolaş hareketlerle de destekleyerekten numaramı aldı. İlk buluşmada tamam dedim, çocuk o gece çok sarhoştu ama şimdi pişman oldu, geri adım da atamıyo, neyse arkadaş oluruz biz de dedim, öyle bi soğukluk var oğlanın üstünde çünkü. Beni beklemeden yemek almaya sıraya girmeler, mekana kapıyı tutmadan önden dalmalar filan… Ayrılırken de tam böyle emmisinin kızına hoşça kal der gibi sarılıp pat pat omzuma vurdu ki o an ümidi kestim. Ben tam ne bok yerse yesin pezevenk diyip hayatıma devam ederken yine bi telefon, “stockholm’e gidiyorum gitmeden önce seni görmek istiyorum”. Yine buluştuk, bu sefer de zamanında bana yazmış olan bi arkadaşından bahsediyo paso, Trond aşşa Trond yukarı, ya bu çocuk Trond’a yanık ya da benim aramı yapmaya çalışıyo dedim. Büyülük bende kalsın diye götürdüm bunu tren garına, yine tam gaz geyik yapıyoruz, havada romansın r’si yok…tren geldi, hadi güle güle muhabbeti yaparken bi baktım ki aaaa, oğlanın dili ağzımda?! Stockholm’den aramalar, şimdi arkadaşlarla maça gidiyoruz diye rapor vermeler, bunlar iyiye işaret diye bi karar aldım, bu çocukla 3 kez daha buluşurum, yine dengesiz dengesiz davranırsa da sallarım. İşte bu postun konusu da 3 denemenin 1.siyle ilgili.

Bu sefer plan sinemada buluşup Shutter Island’ı izlemek ama herkesin aklı fesatlığa çalışıyo tabi “şimdi karanlık filan da olcak, aman sabahlar olmasın, ehehe” diye. Ben de bi taraftan pis sapıklar filan diyorum ama bi taraftan da lan geçen sefer de bişey anlamadım, kesin öpücek yine, bari bu sefer zort diye dilini sokmasa diye kendi çapımda hayalleniyorum. sinemadan 30 dk once buluştuk ama yine başta emmoğlu modunda bizimki. sinemaya girdik oturduk, yerleşti bu, kollarını filan sıvadı, n’apıcak acaba bakıyorum bel bel. Sonra el ele mi tutuşmak istersin sarılalım mı dedi zart diye. De allah benim ellerimin belasını versin, Pucca’nın dertten ben de muzdaripim, dışı soğuk içi terliyo. oğlan böyle elini uzattı, dayanamadım artık bak koçum benim elim terliyo, ne iğrenç kızmış demiceksen tutuşalım dedim. bişiler bişiler dedi, hatırlamıyorum. olmadı, senin şimdi "aaa ben bayılıyorum senin o minik yapış yapış ellerine" demen lazımdı dedim. o da ben senin kendini rahat hissetmeni istiyorum dedi. sonra " i love your sweaty hands" diyip tuttu. oyle oturduk konuştuk biraz, birden şak diye optu, hmm you taste good dedi. ben bildiğin odunum ama, yok o ben diilim lip gloss dedim. sonra ışıklar filan kapandı, kafamı omzuna koydum, saçımı filan okşadı hep, allah şimdi kafayı bi kaldırsam yumulcak yine diye tırstım gömüldüm iyice. Kafamı gödüğüm yerden de bacaklarını kesiyorum bi taraftan, benden güzel bacakları var diye dertleniyorum sonra. arada boynum tutuldu pozisyon değiştirelim derken yine göz göze geldik, yine bi posta öpüştük. sonra ben sıkıldım "ok, that's it" dedim, yine koydum kafamı. arada böyle göz göze geliyoruz, ben sinemada yiyişen insan olmayı kendime yakıştıramadığım için gözlerimi kaçırıyorum hep. ama bi yerde artık dayanamadım sırıttım, durum çok komik geldi, "do you wanna kiss?" dedim, hoop bi kere daha. bu arada benim kafadan türlü şey geçio ama "lan ıslandı çocuğun elleri yazık be, ooo elleri de yumuşacık bulaşık yıkatmıyolar heralde buna, mankafa Patates bulaşıkları bana yıkatıyosun, ellerim hışır hışır oldu senin yüzünden, anam kolumu okşuyo benim kendisinden fazla kıllı olduğumu anlıcak tiksinicek işte, çeksene olm elini ordan, siktir keşke dirseklerime krem sürseydim" vb vb...sonra arada işte kendime kızdım, ne böyle bayık bayık lise aşığı gibi mayıştın hemen, kendine gel diye, çekildim kenara, anlamadı çocuk nolduğunu. Böyle böyle kendi iç sesimle tartışırken filmden de bi sikim anlamadım tabii. sonra eve yuruduk. evin orda "bana çaya gelmek ister misin?" dedi, gecenin 12sinde ne çayı, allahın sapığı, ben biliom senin amacını diye düşünüp ters ters "no!" dedim. Bu muhabbet bi daha açılırsa korkarım kendimi tutamayıp “bak güzel arkadaşım niyetinin n’olduğunu ikimiz de biliyoruz, bari adına çay deme, içmicem ayrıca çay may seninle a.q.” diye çemkiricem. sonra kapının onunde yine öpüştük, yarın malmöye gidicem ama işim bitince arıcam seni plan yapalım dedi. tamam dedim. eve gidince de mesaj atmış seni görmek çok güzeldi diye, noktasına virgülüne büyük harfine küçük ünlü uyumuna dikkat ederekten. öyle işte. Bi daha ne zaman görüşürüz, n’aparız bilmiyorum, stresten tırnaklarımı da yedim iyice götüme döndü ellerim zaten.

21 Mart 2010 Pazar

bi tarafa kaçmış tezi boşverip blog yazmak


Bir pazar günü sabahın körü sayılabilecek bir saat olan 9 da kalkar sayın köfte ve patates ikilisi, amaç ertesi güne deadline'ı olan tez taslağını tamamlamaktır. (yada yazmaya başlamak artık nası hayal edersen:)) Amaaa kaçırılan bir nokta vardır ki köfte-patates ikilisi dünyadaki en meşhur ikili olmanın yanı sıra dünyanın en geyik ikilisidir. Beraber ders çalışmayı geçtim 5 dakika aralıksız ciddi muhabbet edemezler. Sonuç olarak bir blog oluşturma fikrinde end-up ederler. Ve işte köfte-patatesin aşkı böyle başlar..